|
Kumlari ayaklariyla
tarazlarken gozleri taneciklere takili. Hicbiri bir
digerine benzemeyen buyukluk ve cesitte milyonlarca
parcacik. Diz cokerek avucuna aldigi bir avuc kumda
sonsuz bir evren donuyor. Gozleriyle gorebildigi
kristallerin isik oyunu sadece. Peki ya goremedikleri?
Goremiyor diye yok mu?
Var... Elbette var. Hem zaten bilimsel filan bir
aciklamasi da var. Ayrica salt o goremiyor diye yok
olsaydi, RUH'un da yok olmasi gerekirdi. Oysa ki var...
Bilimin yetersiz kaldigi ama var olan bir parca, RUH...
Son kez tarazlayarak
kumlari aksamin serinliginde ayriliyor kumsaldan.
Sahil yolunda ilikca esen ruzgarla mest; yururken
kollarini acarak iki yana, kus olup ucuyor. Atmacanin
avinin etrafinda donusu gibi daireler ciziyor boslukta.
Bir daire.... bir daire daha...hersey donuyor bak!
Oysa ki bas donmesi hafifleyince yanilsamanin tam
ortasinda buluyor kendisini. Aslinda hersey parca
birimde donmuyor mu? donuyor elbet! Hani su bilimin de
kanitladigi cinsten. Ic ice halkalar halinde, az once
atmaca olup ucarken cizdigi halkalar gibi hem de! Tam
ortasinda "Bir" var halkanin. Halkadan halkaya...birinden
digerine....SIR'dan....SIR'a...
Sir, sir.... diye
dusunceleri ucusurken caddeyi geciyor hizli adimlarla.
Merdivenleri ikiser ucer atliyor. Baska bir zaman ve
mekanda beyaz onluguyle acele Fiziko Kimya
Laboratuar'inin kapisindan girerken duydugu telasi
animsiyor. Ayni duygu, ayni telas, nerede kayitli,
nerede yazili bu! Oysa ki taaa icinde taniyor onu!
yasiyor cunku! bilmenin otesinde yasiyor! duygular
bilinmez! yasanir cunku! Hersey kendi yorungesinde pek
de telassiz ve emin donmeye devam ederken Kimya'da bir
de guzel temel prensibe oturttuklari bu donmeye "Var"lik
eslik ediyor. Hani yine su gormedigi ama var olan
cinsten... Hani en kucuk parcasi atom olan oz...
Ufffff halkalar buyuyor...buyuyor! yok yok.. belki de
kuculuyor, merkeze iniyoruz, derine, en derine, oze,
baslangica, kuculuyor muyuz? buyuyoruz ..buyuyoruz...
hey! Merkeze indikce buyuyen bir tek "var"lik....bir
tek, en merkezde sonsuz buyuk "varlik"!
Beyninde kosusan sorular
cok ve karmasik iken bilmem kacinci deneye baslamisti..
"Kagit Kromatografisi ile Madde Tanisi" deneyine..
Kagida bir goz atmis, dumduz bir butunlukten baska bir
sey gorememisti de, bir damla "baslatici" ile hersey
gunyuzune cikivermisti bir anda! Tipki uzun bir yoldan
sonra su yuzune kavusan derin su yaratiklari gibi
rengarenk, islak, farkli buyuklukte ve hep nedense
halka ile baslayan! Sanki renklerin buyusunde, aklinin
otesinde eline aldigi kagidi evirmis, cevirmis,
goremedigi "var"in bir baslatici ile birden bire
karsisina cikisi ile birkez daha saskin ve az da
hayran ayrilmisti laboratuardan...
Film seridi gibi
animsadigi bu saskinlik ve hayranlik anindan, bilime
duydugu sukran ve bilim adami olma seciminde pek de
isabetli olan karariyla gururlandigi gunu
animsadiginda evin los ve sicak havasinda, sessizlikle
kucaklasti. Paltosunu cikarip asmaya calisirken;
dusuncelerinde kopan firtinalarin evde hukum suren
sessizlige ne denli tezat teskil ettigi de ayri bir
hayranlik konusuydu onun icin. Iki ayri dunya ic ice!
O, evren icinde basit
bir nokta..........
.......ve, onun aklinin icinde evrenler!......
Dusuncelerinin
tutsaginda yaklasirken odaya iceride acik televizyonun
"Kesifler Kanali" nda bir doga harikasina ilisiyor
gozu. Afrika'nin bilmem hangi ulusal parkinda bir
zurafanin dogum anini inceliyor bilim adamlari. Her
ani saptanan bir dogumdan sonra, minik yavrunun daha
bacaklarinin ustunde durmaya gucu yok. Pat! diye
devriliyor bir yanina. Tekrar kalktiginda annesinin on
bacaklarinin arasinda birseyler araniyor, tekrar
dusuyor. Ikinci kez kalktiginda annenin arka
bacaklarinin arasinda besin kaynagini, memeyi buluyor.
Daha dogali yalnizca birkac dakika olmus!
Bilim adamlari
calismalarini tamamlamis ve zafer sarhoslugu ile mutlu
ayrilirken parktan, onun akli hala zurafa yavrusunda!
Yavruyu daha dogar dogmaz meme aramaya iten gucun,
hatta ve hatta bacaklari uzerinde durmaya yetmeyen
fiziki gucun otesindeki bu kutsal gucun nereden ve
nasil kaynaklandigi sorulariyla bombardiman ediyor
kendisini! "Ic gudu" ya da "Ic durtu" seklinde bilimin
aciklamaya calistigi bu ogretilmemis ama orada "var"
olan gucu oraya kim ya da ne koydu? nereden geldi o
guc? Tipki icinin tum aletlerinin yerlestirilmesinden
sonra, kasasi gecirilerek kullanima hazir olan
bilgisayarin insan hizmetine girebilmesi icin en alt
duzeye yerlestirdigimiz "baslatici" ilk yazilim gibi
iste! O yazilim olmadan bos bir teneke kutudan baska
nedir ki bilgisayar dedigimiz!......
Televizyonu kapatarak,
mutfaga cay suyu koymaya ilerlerken gozu kitapligin
alt raflarindaki 'Bilgisayar Mimarisi' kitabina
ilistiginde aslinda suda tas kaydirmaca oyununda
oldugu gibi bir dusunceden digerine atlamayi seviyor.
Basi dusuncelerle donerken, mimari dersinde yaptigi
cizimlerde her bir kutuyu sifir ve bir ile
doldurdugunda bile onu sasirtan kucucuk baska bir
nokta ise sifir...0.....
Oyunun son halkasi artik.... Yoksa ilk halka mi?....Ic
ice halkalar......sir.....sirlar........."sahi nicin
sifir bile bir halkadir?!" diye sordugunda artik o
gunku dusunce atlama oyununun sonuna geldigini
duyumsuyor. Iste bu son noktada, kendi hur iradesiyle,
sorgulayarak geldigi sonun baslangic noktasinda o,
herseyin en basi olan "var" i kucakliyor, "bir" olani,
hep olani, sonsuz olani, essiz olani kucakliyor. Huzur
icinde yerlesirken koltuguna ozgur iradesiyle varmis
oldugu bu inancin tadini cikariyor....yavas..yavas....en
ust noktasinda inancin...huzur icinde gulumsuyor simdi...:)))
I M A N ......
Yukarida dusuncelerini
paylastigimiz bu insanin, ondan once gelmis ve sonra
gelecek olan digerlerinin calismalarini gelistirmek
icin ortaya koyduklari sabir ve emek de bir "inanç"
isi degil mi? Her ne olursa olsun insanlarin yatirim
yaptiklari, islerinde harcadiklari emek ve sebat da
bir iman. Bu iman da saygiya deger!
Burada konusacagimiz
Iman ise, Islam terminolojisinde
kullandigimiz, Alemlerin Rabbi olan Allah'a duyulan
iman.
Islam Iman'i
Allah'a, kitaplarina, meleklerine, peygamberlerine,
ahiret gunune duyulan en ustun inan olarak tanimliyor.
Ya da bir baska deyisle Iman; insanin
kendi ozgur iradesiyle Allah'in varligina, birligine
kesin olarak baglanmasidir.
Kumsaldaki sonsuz sayida
ve bicimdeki kum taneleri arasinda aradigi, istedigi,
bekledigi, ozledigi, arastirdigi, "neden" ve "nicin"
lerle sorguladigi cevheri bulup kendi hur secimiyle
eline almasidir Iman. Kavustugu cevherin
uzerindeki tozu silip, eliyle ovusturup temizlemesi,
daha sonra tekrar ve tekrar kullanmak icin hazirlamasi
sirasinda yaptigi hersey ise imanin ozel anlami
kapsami icine girer. Imanin insandaki yeri ise
KALP'tir. Kalp ise, biyolojide sozu edilen yurek degil;
bilimin varligini kabul ettigi ancak kanitlayamadigi
RUH'un evidir. Mevlana terminolojisindeki Can'in
evidir bir baska deyisle....
Ozel anlamiyla iman,
genel anlamdaki imanin davranis ve hareketlerle
mukemmellestirilmesidir.
Kendi yorungelerinde
donup duran atomlardan, kagit kromotografisinde
rengarenk ucusan lekelerle karsimiza cikiveren surekli
bir devinim sergileyen varlik ve olusu onaylayan
Kur'an; gozu kapali, bilincsiz ve koru korune duyulan
iman yerine her zaman "beyyine" dedigimiz acik delil
olayini kutsayarak "neden" ve "nicin" seklinde
sorgulamayi adeta insana emreder.
Yine Kur'an-i Kerim'de
iman hep "amel" dedigimiz is, devinim, olus ile
birlikte kullanilir. Varlik ve olusun tam ortasinda
olan insan, gercekligi bizzat yasayarak, tadina
vararak, ona katilarak algilayabilir. Yoksa salt bilgi
ile, teori ile "Mutlak" varliga ulasilamaz. Çunku
Mutlak Varlik salt bilinmek icin degil ayni zaman da
yaklasilmak icindir.
Sorgulayarak,
arastirarak ve beyyine ile ulasilan iman mutlaga
varisin tek yoludur. "Baslatici" olana ulastigimiz
halkalarin her birine Tasavvuf diline gore "Sir"
dersek eger; bu sir ancak ve ancak icine girilerek,
yasanarak cozulur.
Kur'an-i Kerim iman
konusunda iki daire tespit ediyor: Genis daire, ozel
daire.
Genis daire, yeterlilik sartinin yer aldigi kusatici
bir daire. Ozel anlamda iman dairesini Yasar Nuri
Ozturk su sekilde tanimliyor: "ozel veya dar anlamda
iman dairesi ise, Muhammedi tavir ve tarz uzre
benimseyip sergileyenlerin mukemmelliklerinin tecelli
ettigi dairedir."
Islam'a gore Muhammedi
tavrin bir ifadesi olan namazin kendisi bile
disiplinli, devamli ve sistemli bir devinimdir. Varlik
ve olusa bizzat katilarak sahip olunan imanin
dinamikligini ortaya koymak icin namazi ornek olarak
kullanalim:
Muslumanligi kalben ve dil ile kabul etmis, dinin
gereklerini yerine getirerek namazlarini da kilan
dindaslari dusunelim. Tam simdi, su anda dunyanin
herhangi bir yerinde, herhangi bir musluman namaza
durdugunda, baska bir noktada, saat farki nedeniyle
baska bir vaktin namazina duran bir diger Muslumanin
bu davranisi yil, ay, mevsim, saat ayrimi olmaksizin
gecmisten gelecege surup gidiyor. Kulli RUH'a ulasmak
icin kulli bir hareket sergileniyor, tam simdi su anda,
ister gece, ister gunduz. Bu davranisin zaman ve
mekani yok. Ayni sekilde Ehl-i Kitap'a uyan diger
dinlerdeki -genis dairedeki- imandaslarimizin da
ibadetleri zaman ve mekansiz ve evrensel olarak devam
edip duruyor. Tipki evrenin devamli bir is ve olus
halinde olmasi gibi!
Imanin insana verdigi
huzurun bedeli ise yine Tasavvuf'a gore "cile" cekmek
dedigimiz yasamin engebeli, dikenli yollaridir. Bu
cile sayesinde iman olgunluga erisir. Bu sekilde
olgunlasmis imani Kur'an-i Kerim "ask" olarak tanimlar.
Kur'an-i Kerim ayni zamanda Ankebut(52.)'de batil
imandan soz eder. Batil iman ise, imanin yikici ve
yanlis bir gorunumudur. Imansizliga duyulan iman ise
inkardir. Yikici bir iman bicimi olup, mutlak anlamda
o da bir imandir. Onemli olan insanin kendi hur
iradesiyle iman duyabilmesidir ve bu secim her zaman
ve daima bir inkari bunyesinde tasir. Yani bir baska
deyisle; inkar eden bir kisi Yaratici Kudret'i inkar
edecek, iman sahibi olan bir kisi ise bu Yaratici
Kudret disinda sunulan ve bu kudret yerine koyulani
inkar edecektir. Akilda kalici olmasi nedeniyle bir
ornekle basitlestirirsek; "La ilahe illallah" cumlesi
de inkar ile baslar. (La = yoktur, ilahe= ilah,
illallah=Allah'tan baska).
Iman'in Allah'in
varligina, birligine, meleklerine, kitaplarina,
peygamberlerine, ahiret gunune inanmak oldugunu
soyledigimiz ve genel daire diye niteledigimiz anlam
tek basina yeterli degildir. Imanin; Muhammedi tavir
ve tarz ile guzellestirilmesi gerekir. Ancak dikkat
etmemiz gereken nokta Muhammedi tarzi yerine getiren
muslumanlarin hepsinin de cennete gidecekleri gibi bir
sartin olmamasidir.
Cok onemli bir diger
nokta ise; Ehl-i Kitap'a uyan diger dinlerdeki
insanlarin cennete gitmeyecekleri seklindeki
dusuncenin yanlisligidir. Nitekim; Ali Imran Suresi
64. ayet, genis cercevedeki kaynasmayi ortaya koyarak,
Muhammedi mu'minlerle Ehl-i Kitap'i birlige cagirirken
soyle der:
"Ey Ehl-i Kitap! Gelin,
bizimle sizin aranizda ayni olan kelimeye: Allah'tan
baskasina ibadet etmemeye, O'na herhangi bir seyi
ortak kosmamaya, Allah'i birakip da birbirimizi rabler
edinmemeye gelin..."
Bu cagri, genel
cercevede imana, Allah'a imanda birlesmeye yonelik en
guclu ve evrensel cagirdir.
"varlik", "can", "cile"
gibi terimlerle Tasavvuf'a dokundugumuz Iman
konulu yazimiza burada nokta koyarken, gelecek hafta
Tasavvuf'a bir parca daha yaklasmak umidiyle...
Saglicakla!
Handan
|