AKTAS'in YERI

www.halilaktas.com

Aşk ile öksürük hiç bir zaman saklanmaz.

 

 
Google
 
 

 

 

 

 

Aktas,in yerine hos geldiniz

  

ANNEM


 
 Olur, olmaz her seye aglayan 'Anne' kocasinin ölüm
 haberi aldiginda evi badana ediyordu...
  Elinde badana firçasi oldugu yere çöktü, kaldi...
> 
   Aglamadi..             
 Konusmadı da...             
 Günlerce konusmadı...             
 Demiryolcu olan kocasi bir tren kazasinda ölmüs, bes
 çocukla dul  kalmıştı.             
 Büyük kizi evliydi, bir sonraki kizi Hukuk
 Fakültesi'ne gidiyordu.             
 40, 50 bin nüfuslu bir dogu kentinde kizini ta
 Ankara'lara, hukuk fakültesine göndermek kolay bir iş dedildi o dönemde.
  Hısım, akrabanın konu, komşunun fiskoslarina
aldirmamış okumaya göndermişti kizini...
 Büyük oglu lisede, ortanca oglu ortaokulda, en küçük
 oglu ise ilkokulda okuyordu.             
  Çocukken gönderildigi Kuran Kursu'nda Arapça ve
 Osmanlica ögrenmişti.             
  Türkçe okuyup, yazmayi çocuklari ilkokula başladiktan
 sonra, onlara ders çaliştirmak için ögrendi...             
     Bu sayede tanişti diş dünya ile.             
  Kocasinin her akşam eve getirdigi gazeteleri
 okuyarak...             
            Akilliydi...             
            'Reis' derdi kocasi ona...             
  Her türlü ev işinden başka tarla, bahçe işleri ile de
o ilgilenirdi...             
     Buna ragmen çok severdi kocasini.             
           Hala da çok sever.             
        Arada bir rüyasinda görür onu.             
     Gördügü rüyayi unutmasin diye gecenin bir yarisi
 çocuklarini uyandirip anlatir...             
      Çocuklarini büyütüp, yetiştirmesi ise uzun hikaye...
         Kocasinin ölüm haberini aldiktan üç gün sonra agzini
 ilk kez açtiginda söyledigi ilk cümle 'gidecegiz buradan' oldu.
> 
    Bu karara karşı çikan hısım akrabaya 'çocuklar'
 diyerek direndi.'Onlarin okumasi lazim.' Tanidik berberlerin,
 terzilerin, iyi niyetli'çirak alma' tekliflerini kulak arkasi etti.
> 
 O güne dek saygida kusur etmedigi kaynanasinin
'O..... olmaya mi gidiyorsun
         Ankara'ya' sözünü ise tinmadi bile.             
            Yillar sonra 'O da hakliydi' demişti.  'Genç yaşta
 yitirdiği tek oglunun yanisira bir de O'nun yadigarlarindan, torunlarindan
ayri düşmenin acisi ile söyledi o sözü'.            
        Yapilirken kerpiçini, harcini sirtinda taşidigi evini
 kiraya vererek, tasi taragi toplayip bir vagona yükledi.  Çocuklari ile
 beraber bir kompartmana doluşup Ankara'ya gitti...             
 Bütün okullara yakin olmasina dikkat ederek bir ev
 kiraladi.
 Çocuklarini yürüme mesafesindeki okullara kaydettirdi.
>              
   Okul tatillerinde memleketine gidip yillik erzakini
 yapti ama yine de zordu hayat.
 Kira, okul masraflari agir gelmeye başladi.
   Ogullarina kiyamiyordu ama 'Abla'ya nazinin
> geçecegini biliyordu.
  Fedekarligi ondan istedi.  Abla hukuk ögrenimini
 birakip, demir yollarinda işe girdi.             
 Çocuklar, ne yaşanılan hayatin zorlugunu fark etti,
 ne de babasizligi.             
     Hepsi okudu.             
  Büyük oglu devletin açtigi sinavlari kazanarak
gittigi Almanya'dan yedi yil sonra doktorasini yaparak döndü.
          Kisa sürede profesör oldu.             
       Ortanca oglunun küçüklügünden bu yana merak sardigi
 tiyatrodan  vazgeçmeyecegini anlayinca ancak bir üniversite
 bitirmesi ve daha da önemlisi yedek subay olarak askerligini yapmasi
 koşulu ile 'tiyatrocu' olmasina izin verdi.             
     Şimdilerde o'nu sahnede, tv ekranlarında görüp,    
 kocasinin ölüm haberini aldigi zaman tuttugu gözyaşlarini esirgemiyor.
> 
  Söylemeyi unuttum.             
  O, yani 'Anne' sadece mutluluk duydugunda ya da
 duygulandiginda aglar...             
          Küçük oglu da en büyük agabeyin izinden giderek
 akademik kariyerini  tamamladi.  Profesör oldu...             
           Yaşı bilinmiyor 'Anne'nin.             
    En az 85'indedir diye tahminler yapiliyor.             
        Belki de 90!..             
        Üç büyük ameliyat geçirdi.  Tansiyonu ancak ilaçlarla
dengede duruyor.
    Romatizma ve yaşlılık bir zamanlar taşı siksa suyunu
çikaracak kadar  güçlü olan adalelerini bitirip, tüketti.  Yataga
baglandi.
     Tekerlekli yürütecinin yardimi ile tuvalete gidebiliyor
 ancak.             
            Ve buna şükrediyor...             
           Her zaman ilgi duydugu diş dünya ile tek baglantisi,
katarakt ameliyatina ragmen okumakta zorlandigi gazeteler.             
  Işitme cihazı ise hiç işe yaramıyor.             
  Dudak okuyarak anlaşıyor etrafi ile...             
      Yine de mutlu.             
  Tek pişmanlygi son seçimlerde Ecevit'in partisine
 verdigi oy.             
 Tek dilegi ise kimselere, özellikle de yataga
 baglandiktan sonra kendisine çiçekler gibi bakan çileli kizina 'Abla'ya
 daha fazla
 yük olmadan sessizce ölmek...             
   Ölüp cennete gitmek ve orada henüz otuzbeş
 yaşındayken yitirdigi kocasi  ile buluşarak 'Adam'ina; 'çocuklarini
 vatana, millete
 hayirli birer evlat olarak yetiştirdiğini ve 'kendilerini kurtardigi"
 müjdesini
 vermek...             
       Anneler gününde 'Annem' geldi aklima...             
             Şöyle ya da böyle Anadolu'daki yüzbinlerce anne'ye
oldugu kadar sizin de annenize benzeyen kendi annem...             
       Ne desem bilmem ki!..             
  Ne desek!..
             
 Kenan Işık
 

geldiginiz icin tesekkurler.Tiklayin lutfen

 

PAYLASMANIN GUZELLiGi ADINA BU SAYFAYI SEVDiKLERiNiZE GONDERMEK iSTERMiSiNiZ ?

Bu guzel sayfamizi dostlarinizla paylasmak isterseniz, asagidaki E-mail paneline gerekli bilgileri yazip, gonder tusuna tiklamaniz yeterli.. Sayfamiz belirttiginiz E-mail adresine aninda ulasacaktir.  Hata olusmamasi icin bilgileri dogru ve eksiksiz yaziniz.

Adiniz:
E-mail Adresiniz:


Gondereceginiz Kisinin E-mail Adresi:



 

www.halilaktas.com

ANASAYFA       GERIYE

 

 

 

geldiginiz icin tesekkurler.Tiklayin lutfen

 

 

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 19/01/08

Copyright © 2000-2007  Halilaktas.com -- Bütün Hakları saklıdır